Klinik Psikoloji Alan Deneyimleri | Röportaj | Psk. Neslihan Korkmaz

Psikolezyum ekibi olarak sizlere teorik bilgilerin yanı sıra pratiğe dair de birkaç içerik sunmak istedik. Bunun için klinik psikoloji, endüstri psikolojisi, nöropsikoloji, psikiyatri, gelişim psikolojisi ve daha birçok alanda çalışan uzmanlarla röportaj yapmaya karar verdik. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi psikologu Neslihan Korkmaz ile klinik psikoloji alanının Türkiye’deki seyri, bizzat kendi deneyimleri üzerine konuştuk.

  1. Kendinizden biraz bahseder misiniz? (Adınız, alanınız, çalıştığınız kurum ve ne kadar zamandır çalıştığınız, mezun olduğunuz üniversite)

Merhaba, ben Neslihan Korkmaz. İstanbul Üniversitesi mezunuyum. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’de çalışmaktayım. Yakın bir tarihe kadar  kendimi yeni mezun gibi hissediyordum ancak  94’lü 95’li psikoloji öğrencileri yanıma geldikçe eskidiğimi fark ettim 🙂 Meslekte dokuzuncu yılım. Yedi yıldır ise hastanede çalışıyorum. Erenköy’den önce farklı devlet hastanelerinde ve özel sektörde  çalıştım.

  1. Klinik psikoloji ünvanı nasıl kazanılır? Klinik psikolog nerelerde çalışabilir?

Yapılan son düzenlemelere göre klinik psikoloji ünvanı; psikoloji lisansı üzerine klinik psikoloji yüksek lisansı yapan kişilere veya farklı lisans mezunu olup, klinik psikoloji üzerine yüksek lisans + doktora yapan kişilere verilen bir ünvandır. Ek olarak klinik psikoloji yüksek lisansı yapmamış olmasına rağmen,  2012 yılında Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı sınav sonrası “Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları” sertifikasını almış olan psikologlar da klinik psikolog olarak kabul edilmektedir. Ancak bildiğim kadarıyla bu sınav 2012’de sadece iki kez uygulandı ve tekrarı yapılmadı. Gelecekte tekrarı yapılır mı, bu konuda bilgim yok. Tahminim yapılmayacağı yönünde.

Klinik psikolog nerelerde çalışabilir kısmına gelince; kabaca insan olan her yerde çalışabilir diyebiliriz. Hastaneler, psikolojik danışmanlık merkezleri, tıp merkezleri, psikiyatri klinikleri, cezaevleri, huzurevleri, diyaliz merkezleri, anaokulları, rehabilitasyon merkezleri, STK’lar vb. Olağan üstü durumlar oluştuğunda ise deprem, sel, savaş vb. kriz alanlarında halka psikososyal destek vermek için çalışırlar.

  1. Özel bir kurumda çalışmak ile devlet kurumunda çalışmak arasında fark var mı? Deneyimlerinizden bahseder misiniz?

 Elbette çok fark var. Bunu hastane bazında ele alacak olursak, farklılıklar çalışılan kuruma göre değişmektedir. Her iki tarafın  da kendine has avantajları ve dezavantajları var. Devlet hastanesinde çalışıyor olmanın avantajları; mesai saatleriniz ve maaşınız devlet güvencesi altındadır. Saat 17:00 olduğunda mesainizin sonlanacağını, ayın onbeşinde maaşınızın yatacağını bilirsiniz. İş yükü çalıştığınız devlet hastanesinin yoğunluğuna göre değişmektedir. Bu noktada daha çok çalışmak zorunda olduğunuz devlet hastaneleri olduğu gibi, iş yükü anlamında daha rahat çalışabileceğiniz devlet hastaneleri de mevcuttur. Eğer büyük bir şehirde ve eğitim araştırma hastanesinde çalışıyorsanız iş yükünüz çoktur. Ancak bir ilçede küçük bir devlet hastanesinde çalışıyorsanız iş yükünüz azdır. Özel hastanelerde de durum çalıştığınız kuruma göre değişmektedir. Eğer çalıştığınız özel kurum, kurumsallaşmayı başarmış hasta sirkülasyonu yüksek bir yerse çok çalışmanız, gerektiğinde mesai sonrası da çalışmanız beklenecektir. Maaşları devlet hastanelerine kıyasla çok daha tatmin edicidir. Ancak ticarethane mantığı ile açılmış bir özel hastane ise, ücret olarak çok komik rakamlara çalışmanız beklenebilir. Bu gibi yerler genellikle genel tıp hizmeti veren, bir de psikoloğumuz olsun, vitrinimiz şık dursun mantığı ile psikolog çalıştıran yerlerdir.

Özel sektörde, psikolojik danışmanlık merkezinde çalışan bir psikolog için durum daha farklıdır. Bu da yine çalıştığınız kurumdan kuruma farklılık göstermekle birlikte, eğer güzel ve etik değerlerle işletilen bir merkezde çalışıyorsanız daha tatmin edici iş doyumu ve maaş ile çalışmanız mümkündür. Hatta yeterince azmetmişseniz bu yer kendinize ait bir yer olabilir. Ancak her özel sektörde olduğu gibi, bu yerlerde iyi koşullarda çalışmanız kişisel özelliklerinizle, karakterinizle, kurduğunuz iyi iletişimle ve mesleki donanımınızla çok bağlantılıdır.

Devlet kurumlarında çalışmanın dezavantajlarına gelince, özel sektörde olmayan rekabet sizin mesleki olarak körelmenize sebep olabilir. Bildiğiniz gibi psikoloji sürekli değişen, kendini yeniliyen,  gelişime çok açık bir alan. Eğer devlet hastanesinde çalışıyorsanız ve Türk tipi memur kafasına eriştiyseniz, mevcut mezun bilgilerinizle emekli olana kadar çalışabilirsiniz. Özel sektördeki gibi sizi tepeleyen bir patron yoktur başınızda. Kendinizi geliştirmek zorunda hissetmezsiniz. Tabii burda kişilik özellikleri devreye giriyor. Ben bir devlet kurumunda çalışıyor olmama rağmen, eğitimden eğitime koşan, kendisini sürekli geliştirmeye çalışan bir psikolog olduğumu söyleyebilirim 🙂  Diğer bir dezavantaj ise, yaptığınız işin ödüllendirilmiyor oluşudur. Yaptığınız iş ne kadar kaliteli olursa olsun,  devlet kurumunda sizi ödüllendiren, kuru bir teşekkür bile eden bir yöneticiniz yoktur. Yaptığınız iyi işler genellikle görülmez. Devlet kurumunda yaptığınız iyi işi gören tek kişi hastanızdır. İyi bir iş çıkardığınızda size teşekkür eden, minnet duyan hatta hayır duasında bulunan kişiler hastalarınız olacaktır. Mevcut tüm olumsuzluklara rağmen bunu hastalarınızdan duyabilirseniz mutlu olursunuz ve bu sizi mesleki olarak diri tutar 🙂       

  1. Klinik psikolog neler yapar, neler yapmaz?

Klinik psikolog bireylere ve gruplara terapi yapar. Birey ve kurumlara danışmanlık yapar. Psikolojik test ve ölçekleri uygular. Çeşitli odak gruplarına psikoeğitim verir. Klinik psikolog ilaç yazmaz, tıp doktoru değildir. Klinik psikolog muska yapmaz,  fal bakmaz, dini hurafelere inanmaz. Astrolojiden, biyoenerjiden, çakralardan anlamaz, mistik inanışlara pirim vermez. Klinik psikoloğun mesnet noktası bilimdir. Bilimsel olmayan her şeye mesafelidir, en azından olması gereken budur.

  1. Türkiye ve dünyada klinik psikolojiye bakış açısı nasıl? Sizce nasıl olmalı?

 Açıkçası dünyadaki bakış açısını çok iyi bilmiyorum. Sadece gelişmiş ülkelerde klinik psikologların daha saygın bir konumda olduğunu biliyorum. Ülkemizde durum malesef böyle değil. Aslında halk psikologlara oldukça saygı duyuyor bunu yadsıyamam, psikoloji bölümünün son yıllarda popülerleşmesinin de bununla ilgili olduğunu düşünüyorum. Ancak bu popülerlik tıpkı bir ilizyon gibi. Psikolog olduğunuzda bu popülerliğin sahte olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü çalıştığınız yer neresi olursa olsun, sizi klinik psikolog olarak değil de testör düzeyine indirgemek isteyen, böyle kabul eden hatta bunu size direkt söyleyen bir zihniyet var.  Psikolojiyi tekelinde bulundurmak isteyen psikiyatri camiasının genel anlayışı bu yöndedir. Elbette istisnalar olabilir ancak realist olmak gerekirse gerçek bu. Bu gerçeğe hazırlıklı olmalısınız.

  1. Klinik psikolog ya da psikiyatrist olmayıp bu alanda hizmet veren kişileri nasıl değerlendiriyorsunuz? (yaşam koçu, nlp uzmanı vs.)

Psikolog olmayıp psikologculuk oynayan kişiler elbette bende çok fazla öfke uyandırıyor.  Yaşam koçu, nlp uzmanları gibi meslekler sadece Türkiye’de değil dünyada da olan meslekler. Bu kişiler sadece kendi işlerini yaptığı sürece onlara karşı olumsuz bir hissiyatım yok. Bu noktada sınırların çiğnenmemesi önemli. Psikiyatrist olmayıp, danışanlarına ilaç öneren psikologların varlığı da bilinmekte, bu ne kadar yanlış bir şeyse, bir yaşam koçunun da hastalık tedavi etmeye çalışması aynı oranda ürkütücü.  Bu tür olayları facia olarak değerlendiriyorum.

  1. Klinik psikolog olarak çalışmak isteyen bir kişi hangi test ve terapi eğitimlerini almış olmalı? Önerileriniz var mı?

Bir klinik psikologun en az bir terapi tekniğini biliyor ve uyguluyor olması gerekmektedir. Farklı ekollerden farklı terapi teknikleri vardır ve klinik psikolog kendisine uygun terapi tekniğini öğrenmiş olmalıdır. Bu tercih çalıştığı alana ya da ekole göre değişir. Eğer çocuklarla çalışan bir klinik psikolog ise, oyun terapisi bilmesi çok önemlidir. Yetişkinlerle çalışan bir psikolog ise, bdt, şema terapi, psikodinamik terapi gibi yöntemlerden birisini biliyor olması gerekir.  Ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılan terapi tekniği BDT yani bilişsel davranışçı terapidir. Yeni mezunlar işe bu terapi tekniğini öğrenmekle başlayabilir 🙂

Testlere gelince kliniklerde yaygın olarak kullanılan testler ve ölçekler vardır. MMPI, RORSCHACH, TAT, CAT, DENVER, WISC-R, Stanford Binet, Bender-gestalt vb testler alanda yaygın olarak kullanılan  temel testlerdir. Bu testleri yetkinliği olan eğitmenlerden öğrenmek gerekir.  Yeni mezun arkadaşların bu test eğitimlerini alırken seçici olmalarını tavsiye ederim. Çünkü eğitim veren kişi ve kurumlarda ciddi kalite farkı oluyor.

  1. Klinik psikolojinin türkiye ve dünyadaki geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sizce neler değişmeli?

 Ülkemizde gidişat karamsar bir tablo çizse de uzun vadede pozitif bir gelecek bekliyorum. Hem dünyada hem ülkemizde. Çünkü giderek mekanikleşen bir dünyaya evriliyoruz. Daha az iletişim kuruyor, daha çok çalışmak zorunda kalıyor, daha çok tükeniyor ve yalnızlaşıyoruz. Yalnızlaştıkça hastalanıyoruz. Bu noktada klinik psikologlara duyulan ihtiyaç artacaktır diye düşünüyorum.

Ülkemizde klinik psikoloğun özellikle devlet hastanelerinde testör olarak algılandığı mevcut zihniyetten bir an önce çıkması gerekiyor. Klinik psikologlar adeta bir radyoloji uzmanının tetkiklerini uygulayan radyoloji teknikeri gibi algılanıyor ve hastanelerde bu şekilde konumlandırılıyor. Klinik psikologlar psikiyatristlerin teknikerleri değildir. Öncelikle bu zihniyetin değişmesi lazım. Psikolog ve psikiyatristlerin farklı meslekler olduğu,  gerekli durumlarda ekip olarak uyumlu bir şekilde çalışmaları gerektiği öğrenilmeli.

Bu zihniyetin değişmesi için öncelikle psikologların değişmesi lazım. Vakıf üniversitelerinin çoğalması ve artan mezun sayısı sonrası,  klinik psikolog ünvanı parayla alınabilecek bir ünvana dönüştü. Son yıllarda çeşitli vakıf üniversitelerinde  60 – 100 kişi kontenjanlı  yüksek lisans programları açıldı ve bu gibi yerlerde resmen ünvan satılıyor. Bu ticarete bir an önce dur denilmesi lazım.  Klinik psikoloji ünvanı, para ile değil yetkinlikle kazanılan bir ünvan olmalı.

Ülkemizde psikologların mesleki sorunları çok. Meslek yasamızın olmaması her türlü sorunun esas sebebi. Her şeyden önce bu konuda ciddi bir atılım şart. 

  1. Bu alana yönelmek isteyen kişilere, öğrencilere ya da yeni mezunlara tavsiyeleriniz var mı?

Sanırım birçoğumuz psikolojiye yönelirken benzer bir hayali kurduk. Kendimize ait güzel bir yerimiz olacak, danışanlar gelecek terapi yapacağız ve çok para kazanacağız 🙂 4. Sınıfa geldiğimizde bir baktık ki kazın ayağı öyle değilmiş 🙂 Elbette bu kurduğumuz hayal bir ütopya değil, ancak ulaşması o kadar da kolay bir hedef değil. Bunu kabul etmemiz gerekir.  Her şeyden önce okuduğumuz lisans bölümü terapi yapma yetkinliği kazandırmıyor. Kazandırmak zorunda da değil zaten. Çünkü psikoloji bölümü klinik psikolojiden ibaret değil. Bölüme yönelmek isteyenler başlamadan önce mesleği iyice tanımalı.  Uzmanlaşmak istediğiniz alan klinik psikoloji olmak zorunda değil. Öğrencilerin bu konuda vizyonu geniş olmalı. Gelişim psikolojisi, bilişsel psikoloji, sosyal psikoloji ve endüstri psikolojisi gibi alanlar da ihtiyaç olan çok kıymetli alanlar.

Klinik psikolojiden devam edecek olursak, yüksek lisans yapmış olmak için yüksek lisans yapılmamalı. İçeriği boş, terapi ve test tekniği öğretmeyen, sÜpervizyon vermeyen programlardan uzak durulmalı. Çünkü alanda çalışmaya başladığınızda etiketiniz değil siz iş yapıyorsunuz. Danışanlarınızı elinizde tutacak olan şey biriktirdiğiniz sertifikalar değil, kurduğunuz iyi iletişim ve kullandığınız teknik olacaktır. Yüksek lisans programı seçerken seçici olmayı tavsiye ediyorum.

  1. Eklemek istedikleriniz?

Evet çok popüler, halk arasında çok saygın bir meslek seçtiniz. Ama seçtiğiniz mesleğin çok meşakkatli bir meslek olduğunu alanda aktif olarak çalışan bir meslek insanı olarak belirtmek isterim. Mezun olunca zorluklar bitmiyor, aslında her şey o an başlıyor. Mezuniyetten emekliliğe kadar uzanan bir öğrenim sürecine merhaba diyeceksiniz. Eğer psikologsanız eğitimler ve okumanız gereken kitaplar hiç bitmiyor.

Meslek yaşamı boyunca sadece akademisyenlik yapmış, alanda hiç çalışmamış hocalarınızın her dediğine kulak asmayın. Özellikle bir devlet üniversitesinde okuyorsanız, etik etik diye yırtınıp sizi sınırlandıran ve çok fazla ürkek yetiştiren hocalarınızın olması kuvvetle muhtemel. Onların dediklerini lütfen unutun. Alanda çalışmaya başlayınca çoğu şeyin teoride olduğu gibi işlemediğini göreceksiniz. Karamsarlığa kapılmayın ve kendinize güvenin. Evet meslekte çok sorun var, ama siz yeterince dik durursanız sorunlarla başedebilecek gücün de size eşlik ettiğini göreceksiniz.

Ne kadar zorluk çekerseniz çekin, maddi manevi ne kadar yorulmuş olursanız olun, kutsal bir meslek icra ettiğinizi aklınızdan çıkarmayın. İnsanların yaşamına dokunabildiğimiz manevi doyumu çok yüksek bir iş yapıyoruz. Maddi doyum ikinci planda geliyor. Önceliğiniz maddi doyumsa yol yakınken bu işi bırakıp, farklı bir alana yönelmenizi öneririm. Para önceliğiniz ise merkezi bir yerde büfe açarak da hedefinize ulaşabilirsiniz.

Çalıştığınız yer özel sektör de olsa devlet kurumu da olsa sorunlar olacaktır. Maalesef kimse bizlere gül bahçesi vaad etmiyor.  Öncelikle  kendimiz gül olmayı başarırsak, gül bahçesinin kendiliğinden oluştuğunu göreceğiz. Dediğim gibi bu meşakkatli bir yol,  yılmak yok mücadeleye devam. 🙂

 

Paylaşın, herkes okusun:
Share

2 thoughts on “Klinik Psikoloji Alan Deneyimleri | Röportaj | Psk. Neslihan Korkmaz

  1. sayın Neslihan Korkmaz ,röportajda belirttiğiniz durumların hepsine katılıyorum,yalnızca son kısımdaki hariç.hacettepe (devlet) üniversitesi mezunuyum..hocalarımız etik-etik diye kendilerini yırttılar.(iyi ki de) alanın önünün çok açık olduğunu hepimizin iş bulabileceğini lâkin bu mesleğin olmazsa olmazı etik konusunda önemli uyarılarını yaptılar.Alanda çalışırken ise (özellikle bir yıllık erenköy hast.hizmetiçi eğitimi boyunca) üniversitede öğrendiğim tüm teorilere tamı-tamına karşılık gelen pratikleri günler boyu gözlediğimde,görüştüğümde,izlediğimde herşey yerli yerine oturdu.ve bu meslekteki ilk yılım erenköy’de attığım temelle iyice sağlamlaştı diyebilirim.(87-88 yılları) daha sonrası ise emekli olana kadar seminerler,kurslar hep oldu.Ama bunları seçmeden önce psikologlar derneği ile hep diyaloğum oldu.yıllar boyunca çalışma hayatımda bulunduğum her ortamda daha donanımlı olduğumu hissettim..tabii bu her zaman daha fazla yorulma anlamına da geldi.kendi saygınlığımı ve ciddiyetimi oluşturan bu bilgi ve donanım çalışma hayatım boyunca bana ve çevreme iyi yansıdı,yorgunluk olsa da…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir