Son Öğrencisinin Kaleminden Çiğdem Kağıtçıbaşı | Röportaj | Tuğçe Aral

Çiğdem kağıtçıbaşı, kağıtçıbaşı, psikoloji,

Size bu hafta Çiğdem Kağıtçıbaşı ‘nın çalışmalarını aktarmaya ve tanıtmaya çalıştık. Yaptığı önemli çalışmalar ve psikoloji bilimine katkılarından bahsettik. Şimdi ise Çiğdem hocanın asistanlarından Tuğçe Aral ile bir röportaj gerçekleştirerek Çiğdem hocayı tanıtmasını istedik. Çalışmalarının yanında kişiliği ve dünyaya bakışını merak ediyorsanız röportajı okumaya devam ediniz.

  • Kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Tuğçe Aral. Koç Üniversitesi’nde Sosyal ve Endüstriyel yüksek lisans programında ikinci sınıf öğrencisiyim. Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı ile ilk defa Koç Üniversitesi’nde lisans eğitimim sırasında katıldığım bir araştırma programında tanıştım. Tabi her psikolojisi öğrencisi gibi Çiğdem hocanın araştırmalarıyla kendisinden çok daha önce tanışmıştım. Lisans hayatımda kendisinin ve teorilerinin ülkemiz ve dünya için ne kadar değerli olduğunu biliyordum. Koç Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimime başladığımda ise Çiğdem hocanın araştırma asistanı oldum ve son 1 yılda hem asistanlığını yaptım, hem de kendisi benim tez danışmanım oldu.

  • Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın özgeçmişinden  bahseder misiniz?

Koç Üniversitesi psikoloji bölümü öğretim üyesi ve Türkiye Bilimler Akademisi kurucu üyesi olan Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (1969-1973) ve Boğaziçi Üniversitesi’nde (1973-1995) öğretim üyeliği yaptı. A.B.D.’nde Berkeley, Princeton, Colombia v e Harvard Üniversitelerinde ders verdi ve araştırmalar yürüttü. UNESCO’ya bağlı International Social Science Council’da (ISSC); Kültürler-Arası Psikoloji Kuruluşunda ve Uluslararası Psikolojik Bilimler Birliğinde Yürütme Kurulu üyeliği ve Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Yurtiçinde basılmış 18 kitap ve 47 makale/kitap bölümü; yurtdışında basılmış 12 kitap ve 140 makale/kitap bölümü var. Kendisi Türkiye’de sosyal bilim alanında önde gelen bir akademisyen olarak, makalelerine en çok atıf yapılan sosyal psikologdur.

Araştırmalarında, insan gelişimi ve aile arasındaki etkileşimi kültürlerarası bir bakış açısıyla inceleyen ve psikoloji literatüründeki çeşitli araştırmalara esin kaynağı olan “Kültürlerarası Benlik ve Aile Modeli”ni geliştiren Prof. Dr. Kağıtçıbaşı, birçok ulusal ve uluslararası bilim ödülünün de sahibi oldu. Bunlardan bazıları; Avrupa Gelişim Psikoloji Kuruluşu 2007 William T. Preyer İnsan Gelişimi Çalışmalarında Mükemmellik Ödülü; 2007 Ursula Gielen Global Psikoloji Kitabı Ödülü; The Academy of Sciences for the Developing World “TWAS üyeliği” (2006); Hollanda İleri Araştırmalar Enstitüsü Üyeliği (2005); Uluslararası Uygulamalı Psikoloji Kuruluşu “Psikoloji Biliminin Uluslararası Gelişimine Katkı Ödülü” (1998); Kültürlerarası Psikoloji Kuruluşu Onur Üyeliği (1998); Wellesley College Mezunlar Başarı Ödülü (1997); Mustafa Parlar Bilim Ödülü (1996); Hollanda İleri Araştırmalar Enstitüsü Ödülü (1993-94); Amerikan Psikoloji Kuruluşu “Uluslararası Psikolojinin Gelişmesine Seçkin Katkı Ödülü” (1993).

  • Çiğdem hocanın Türkiye’ye olan katkıları nelerdir?

Türkiye’ye katkıları öncelikle psikoloji bölümünün ülkemizde gelişip, önem kazanmasıyla başlıyor diyebilirim. Bölüm dışı olan öğrencilere psikoloji dersini anlatıp; birçok öğrenciyi ya birer psikoloji aşığı yapmış ya da psikolojinin önemi kavratmıştır. Kadınları ve anneleri kültür taşıyıcıları olarak tanımlayan Çiğdem hocamın anne çocuk eğitim programı Türkiye’ye en önemli katkılarından biri olmuştur. Sayısız yayınları seminer ve sunumları ile Türkiye’de düzenlenen birçok kongrede meslektaşları ve psikoloji öğrencileriyle buluşmuştur.

Bunlardan tanık olduğum ve duyduğum birkaç örnek vermek gerekirse; gerek Ankara Üniversite’sinde düzenlenen 1. Sosyal Psikoloji Kongresinde, gerek yurtdışında Litvanya’da katıldığı bir kongrede sabah erken saatlerinden akşam konuşmalar bitene kadar olan bütün konuşmalara katılır, son dakikasına kadar dikkatle dinlerdi. Litvanya’daki kongrede Suriyeli mültecilerin sorunlarının anlatıldığı bir konuşmada Türkiye’den hiç bahsedilmemesi üzerine konuşmanın sonunda söz alarak Türkiye’de bu alanda yapılan çalışmalardan, bu çalışmaların nasıl geliştirilebileceğinden ve sorunlardan bahsederek Türkiye’deki akademik ortamı anlatmıştır. Son olarak, kadının eğitimli olmasına ve toplumun içinde yer alması verdiği önemi doğrultusunda UNESCO ilk kez, Çiğdem hocamız adına bir Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kürsüsü kurmuştur.

  • Dünyaya olan katkıları nelerdir?

Doktora çalışmalarında itibaren Batı temelli psikolojik çalışmaları sorgulamış ve aslında bu çalışmaların ‘majority world’ yani gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeleri kapsayan çalışmalar yapılması gerektiğine inanmıştır. Batı kültürünü yansıtan çalışmaların tüm insanlık davranış tipini oluşturmadığına inanmıştır. Bunun için de kendisi Uluslararası Karşılaştırmalı Psikoloji Derneği’nin kurucu üyesi olmuştur.  Yanı sıra, 9 ülkede yapılmış ‘çocuğun değeri’ çalışması doğrultusunda önemli bir kuram/ teori geliştirmiştir. Bu kuram‘ Aile Değişim Modeli’  kentselleşme, modernleşme gibi sosyo-ekonomik değişikliklerinin etkisinde çocuk yetiştirme yöntemlerinin nasıl değiştiği ve dolaysıyla insanların benlik kavramlarının nasıl değiştiğini anlatmaktadır. Bir diğer kuramı da özerk-ilişkili benlik, bir insanın hem kendi kararlarını verebilecek ve hayatının kontrolünü elinde tutabiliyor olması ve aynı zamanda kendini etrafındakiler ile ilişkili olarak değerlendirebiliyor olması. Çiğdem hocam bu benlik tipinin en sağlıklı benlik tipi olduğunu vurgulamıştır hep. Hatta bu benlik tipinin Türkiye’den Avrupa ülkelerine göçmek durumunda kalmış ailelerin çocuklarının da en sağlıklı bir şekilde entegrasyonun sağlanmasında; ilişkisel bir toplumun çocukların bireyselci bir topluma uyumunun bu kurama dayanarak müdahalelerin geliştirilebileceğini savunmuştur. Kısacası, yaptığı çalışmaların uluslararası alanda ilgi görmesi ve geliştirdiği teoriler üzerine sayılarca çalışma yapılmış olmasıdır katkıları.

  • Tüm bu çalışmalar sırasında Çiğdem Kağıtçıbaşı’nı zorlayan şeyler neler olmuştu?

Bunları samimiyetle paylaşıyorum çünkü Çiğdem hoca da onu zorlayan şeyleri paylaşırdı yüzünde tebessümle. Sosyal psikoloji için Türkiye’de verdiği savaşı anlatırdı. Yaşadığı zorluklar aslında uluslararası karşılaştırmalı bir doktora tezi yazma çabasıyla başlıyor.

Hatta Lüla ve Ben kitabında veri toplama sürecinden, daktiloda tüm yaz boyunca tezini yazıp, bitirip Amerika’ya yollama maceralarından bahsediyor. Çocuğun değeri araştırmasını yaparken yaşadığı zorlukları kendi kalemiyle anlatmıştır bu kitapta ‘O saha çalışmasını unutamam. Rahmetli Tevfik Çavdar araştırma için ülke nüfusunu temsil eden bir örneklem çıkarmıştı. Buna göre öğrenciler gruplar halinde otobüslerle 43 ilde çeşitli yerlere gidiyorlar, insanlara derinlemesine mülakatlar yapıyorlardı. Türkiye’nin birçok yerinde sıkıyönetim vardı. Baştan bütün izinler alınmıştı. Gene de özellikle Doğu Anadolu’da şüphe üzerine karakola gitme durumunda kalan gruplar oldu. Telefonda uzun uzun açıklamalar yapmak mecburiyetinde kaldım! Başka bir korkum da olası bir otobüs kazasıydı. 100 öğrencinin ağır sorumluluğunu hissediyordum… Neyse ki kazasız belasız iş bitirildi. Büyük başarıydı. Bu arada örneklemde çıkan bazı köylerde mülakat yapılamadı, çünkü hiç Türkçe bilen kadın yoktu.’**. Elbette Çiğdem hocayı da zorlayan şeyler olmuştur ama onu farklı kılan zorluklarla nasıl kol kola sosyal psikolojiyi bugünlerine getirdiğidir. Daha nice anılarını, zorluklarını, Çiğdem hocanın ve Lüla’nın (annesinin) serüvenini kaleminden okumak isterseniz, çifte anı kitabı olan Lüla ve Ben’i okumanızı tavsiye ederim. Annesi de Çiğdem hoca gibi muhteşem mücadeleci ve azimli bir cumhuriyet kadını. Amaçları uğruna engel tanımamayı annesinden öğrendiğini eminim sizlerde göreceksiniz.

  • Çocuk ve aile üzerine olan bu değerli çalışmalarının temel sebebi neydi?

Çiğdem hocanın akademik araştırmalarında en çok önemsediği nokta yaptığı araştırmaların uygulamada bir yerlere dokunabilmesiydi. Sadece çocuğun değeri araştırmasında değil her araştırmasında temel sebebi toplum olmuştur diye düşünüyorum.  Bilginin hayatımızı iyileştirme yönünde kullanılması Çiğdem hocanın en değer verdiği şeylerden biriydi. Çocuk ve aile üzerine yaptığı çalışmalarda sadece bireye değil bireyin çevresiyle ilişkisini de anlamlandırıp açıklamaya çalışmıştır. Türkiye’de yaşanan toplumsal değişimi çok iyi gözlemleyip bunu aile ve çocuk boyutundaki etkilerini makalelerinde konu etmiştir. Tabi bir sosyal psikolog olarak topluma ulaşabileceği en temel yer de aslında aile. Ayrıca kendisi, en önemli kitaplarından biri olan ‘Aile, Benlik ve İnsan Gelişimi’ni dünyadaki bütün çocukların esenliğine adamıştır. Çalışmalarında çocuk ve aileye odaklanmasının temel sebebi toplumsal ilerlemeye çocuk ve aileden başlamak gerektiğine inandığı için olduğunu düşünüyorum.

  • Türkiye’de şu an var olan sistem üzerinde yapmak istediği en büyük değişiklik neydi?

Çiğdem Kağıtçıbaşı kendisini toplumun sorunlarından hiçbir zaman ayrı tutmamış bir akademisyendi. Benim tanık olduğum son hedefi, Doç. Dr. Nazlı Baydar ve Doç. Dr. Zeynep Cemalcılar ile geliştirmiş oldukları pozitif ergen gelişimi programını (PERGEL) rehberlik dersi kapsamında devlet okullarının müfredatına dahil etmekti. Yanı sıra Çiğdem Kağıtçıbaşı, AÇEV, KOÇ-KAM kapsamında Türkiye toplumuna, kadınına ve çocuğuna bir şekilde dokunmayı hedeflemiş ve bu hedefini gerçekleştirmiştir. En son olarak Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Sürdürülebilir Kalkınma UNESCO Kürsüsü nezdinde Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı tarafından oluşturulan ‘İnsan Gelişimi Araştırma Ödülü’verildi ve verilmeye devam edilecek. Çiğdem hocama sonuçları sorduğumda bana gözleri ışıldayarak kazanan iki genç araştırmacının isimlerini ve hangi okullardan olduklarını söylediğini hatırlıyorum. Büyük bir gururla tekinin İstanbul’dan kadın bir araştırmacı olduğunu, diğerinin de Sivas’tan çocuklarda cinsel istismar çalışan eski bir Emniyet Teşkilatı mensubu olduğunu söyledi. Bu heyecan aslında Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın hedeflerinden biri olan kadına ulaşma ve kadını güçlendirme hedefini ve bir diğeri Türkiye’nin her tarafına ulaşıp Doğu’da da fırsat yaratılma amacını sergiliyor.

  • Kişisel olarak (ya da bir bilim insanı olarak) Çiğdem Kağıtçıbaşı’nı nasıl tanımlarsınız?

Kişisel olarak Çiğdem hocamı kesinlikle mütevazılığı ile tanımlarım ve eminim birçok öğrencisi ve onu tanıyan insan buna katılır. Bir diğer yandan, bir kadın bilim insanı olarak, dönem arkadaşım Seçil’in, çok güzel bir tanımı oldu kendisi için. Çiğdem hoca akademik kişiliği ile umudu temsil ediyor. Özellikle Türkiye’deki kadın psikoloji öğrencileri için önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum. Çiğdem hocam kendine seçtiği misyonunda sabırla, kararlılık ve büyük bir keyifle ilerledi. Kendisi bizim ve gelecekteki birçok psikoloji öğrencisinin yolunu aydınlatan bir ışık diyebilirim.

  • Birlikte çalıştığınız bir kişi olarak sizi motive eden yönleri nelerdi?

Çiğdem Kağıtçıbaşı tanıdığım en alçak gönüllü insanlardan biriydi. Tanışırken en büyük korkum aslında Çiğdem hoca gibi başarılı bir akademisyenin karşısında kendimi çok eksik hissetmekti ama tam tersine bana güç verdi bilgeliğiyle. İnsani yönden beni en motive eden yönü, insan olarak neler başarmış olursak olalım, bir süreçte olduğumuzu göstermesi oldu. 23 yaşında akademini yolunun başında biri olarak 77 yaşında benden daha büyük bir merakla heyecanla çalışması oldu. Her sabah 11’de ofisine gelir kapısını açık bırakırdı, istediğiniz zaman içeri gelin dercesine. Okuldan çıkana kadar her dakikasını planlı ve düzenli bir şekilde kullanırdı. Son teslim tarihi aylar sonra olan bir kongre için 5 ay öncesinden planlamasını bitirdiğini bilirim ve gerçekten bunu görmek benim iş etiklerimi gözden geçirmemde büyük bir etkisi oldu. Kısacası, Çiğdem Kağıtçıbaşı bana ve birçok öğrencisine yaptığın işte anlam yaratmayı, kendine akademide bir dert edinip o derdini yılmadan sorgulayıp, başkalarıyla paylaşmayı ve işini büyük bir özenle, dikkatle yapmayı öğretmiştir diyebilirim.

  • Çiğdem Kağıtçıbaşı’nı yakından tanıyan biri olarak onun öğrencilerinden beklentilerini aktarabilir misiniz?

Kendisini son anda yakalamış ve öğrencisi olma şansını elde etmiş biri olarak, Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın araştırmacı kimliğinin yanı sıra öğretmen kimliğinin de bilinmesi çok önemli. Çünkü o sadece uzaktan araştırmalarıyla bilinen bir profesör olmayı hiçbir zaman tercih etmeyip, öğrencilerini ruhuna dokunmayı başardı.  Öğrencilerinden beklentisi eminim büyük bir titizlikle işlerine odaklanmaları ve gelişmiş bir Türkiye için ellerinden geleni yapmak olacağına inanıyorum.

* Kağıtçıbaşı, Ç. (2010). Benlik, aile ve insan gelişimi. Koç Üniversitesi Yayınları.

** Kağıçıbaşı, Ç. (2015). Lüla ve Ben, Doğan Kitap.

 

Paylaşın, herkes okusun:
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir