Klinik Psikoloji WISC-R Deneyimleri | Röportaj | Psikolog Eren Özdemir

Psikolog musun? Ne kadar güzel bir mesleğiniz var? Bu devirde herkes sorunlu; paraya para demezsiniz! Ben de çok istemiştim psikoloji okumayı! Gibi sözler ne kadar gerçeği yansıtıyor. Psikologların testör olarak çalıştığı Türkiye’de, Psikolezyum ekibi olarak sizler için mizahi bir röportaj gerçekleştirmek istedik. Mizahi olduğu kadar mesleğe dair gerçekleri de ortaya koyduğu gözlerden kaçmayacaktır. Psikologumuz ile WISC-R ve alan hakkında konuştuk. 

Kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba, Ben Eren Özdemir. Abant İzzel Baysal Psikoloji bölümü mezunuyum. Psikoteknik merkezinde, rehabilitasyon merkezinde, Aile Sosyal ve Politikalar Bakanlığı’na bağlı huzurevinde, ve Saglik Bakanlığına bağlı devlet hastanesi ve ruh sağlığı hastanesinde çalışma deneyimlerim oldu. Son olarak Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastahanesinde psikolog olarak çalışmaktayım

Mesleğinizi seviyor musunuz? Deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Sevmemek için hiçbir nedenim yok. Bir kere ülke olarak “Psikolog nedir? Ne yapar?” gibi konularda psikologlardan daha uzman bir milletimiz var. Üniversitelerde muhteşem eğitimler alıyoruz. Daha sonra tam donanımlı mezun olduğumuzdan mezun olduktan sonra hiçbir eğitime ekstra para vermemize gerek kalmıyor. Müthiş bir meslek odamız ve derneğimiz var ve bunlar her platformda bizlerin haklarını savunuyorlar. Yaptığımız işin maddi ve manevi tatmini de çok yüksek. Ee daha ne isteyeyim değil mi?

Uyguladığınız testler nelerdir?
Şimdi bizim memlekette test bilmek biraz lüks olduğundan bu soruya açık cevap vermek istemiyorum. Biliyorsunuz mezun olduğumuzda baya yetersiz olduğumuzdan öğreneceğimiz her test için yüksek miktarlarda paralar ödemek zorunda kalıyoruz. E şimdi olan var olmayan var! Burada bildiğim testleri söyleyip görgüsüzlük etmek istemem 🙂 ama var biraz işte…

WISC-R hakkında bizi biraz daha aydınlatabilir misiniz?
Biraz daha aydınlanmak için test ücretini cebinden ödemek gerekiyor. O zaman tam aydınlanmış oluyorsun.

Peki WISC-R bir hayvan olsa hangisi olurdu? Neden?
WISC-R’ın bende yarattığı tahribattan sonra bu soruya vereceğim cevap en gereksiz hayvan olan “insan”dır. İnsanın doğaya yaptığını WISC-R bana yaptı diyebilirim.

Uygulama sırasında kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Kız kumlardan serin sulara atlar gibi… Hemen aklınıza iyi bir şey gelmesin. Hayal edin; Antalya’da bir kumsaldasın ve şezlongun denize uzaklığı 30 metre. Öğlen tam saat 12’de ayağa kalktın ve yürümeye başlıyorsun. İlk 4-5 adımdan sonra ayağının altının yanmaya başlamasıyla önce biraz hızlanıp daha sonra koşmaya başlıyorsun ya, işte tam onun gibi 🙂

İlk WISC-R deneyiminiz ve şimdiki uygulamalarınız arasındaki farklar nelerdir?
1- İlk WİSC-R yaptığımda kendimi çok önemli bir kalp ameliyatı yapan doktor gibi hissediyordum. Şimdi o ameliyattaki temizlik personeli gibiyim.
2- İlk yaptığım uygulama ile şimdiki arasında anlamlı bir zaman farkı var. Bunun tecrübeden kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

WISC-R uygulayanlar arasında kendinizi nerede görüyorsunuz? İlk 5’te yer alıyor musunuz? Gelecekte bu konudaki hedefiniz nedir?
David Weschler’den hemen sonra görüyorum.1. Weschler ve 2. Ben.

Gün içerisinde bu kadar çok WISC-R kelimesi duymak ya da telaffuz etmek sizde WISC-R’a karşı antipati oluşturdu mu?
Hayır aksine aramızda duygusal bir bağ oluşturdu. WISC-R’sız kendimi eksik hissediyorum diyebilirim.

WISC-R eğitimi alacaklara tavsiyeleriniz nelerdir?
Tek tavsiyem; almayın!!! O parayla tatil yapın ya da gezin ya da ne bileyim daha hayırlı bir işe ayırın.

WISC-R’ı tek cümleyle anlatmak isteseniz nasıl anlatırdınız?
Ben aşk için çalışan bir arı, girdiğim yer dert kovanı.

Eklemek istedikleriniz?
9 yıldır bu mesleğin içinde olan bir arkadaşınız olarak size çok karamsar bir tablo çizmek benim de hoşuma gitmese de gerçeklerin konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Psikolojiyi seçmek isteyen ya da şu an psikoloji okuyanlara özetle şunu söyleyebilirim. “Tünelin ucu karanlık arkadaşlar.” Ben her zaman bir şeyi parayla hazır elde etmek ile emek sarfederek elde etmek arasında büyük fark olduğunu düşünmekteyim. Bu haksız rekabette avantaj her zaman paranın yanındadır çünkü. Ve yine maalesef bizim mesleğimiz her özel üniversitede bölüm açılmasıyla birlikte “ele ayağa düşmüş” vaziyettedir. Bu konu ile ilgili çok fazla konuşulması gereken olmasına rağmen sıkıntımı tek bir örnekle açıklamaya çalışacağım. Bir üniversitenin psikoloji bölümünden mezun oldunuz ve bir devlet üniversitesinde bölümünüzle alakalı yüksek lisans yapmak istiyorsunuz. Önünüze iki yol koyuyorlar. Bunlardan birincisi; önce emek verip ALES ve YDS’den yüksek puan alıp açılan sınırlı kontenjan dahilinde bir devlet üniversitesinin yüksek lisans sınavına katılıp orda başarılı olmak. Yani mezun sayısı ile açılan yüksek lisans kontenjanındaki ters orantıdan bahsetmiyorum. İkinci yol ise; biraz daha basit. Maddi durumunuzun kudretine göre(ki burada tercihen tarafsız oluyorsunuz) istediğiniz bir özel üniversitede istediğiniz ünvanı almak için parasını bastırıp yüksek lisans yapabiliyorsunuz. Bu durum doktora içinde aynı sistemle çalışıyor. Yeni demem o ki; bir klinik psikolog mu olmak istiyorsunuz; sınav, LYS, ALES, YDS gibilerle uğraşmanıza hiç gerek yok. Bastırın paranızı alın ünvanınızı… Burada bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek istiyorum. Burada sözüm özel üniversitelerde okuyan öğrencilere değil, benim isyanım mesleğimizi böyle bir tercih olarak insanların önüne sunan zihniyete!
Ben psikologluk mesleğinin Türkiye’de bir grup “elit” tabaka tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum. Yoksa bu eğitim ve terapi ücretlerinin başka açıklaması olamaz. Kendimden örnek vermek gerekirse 2007 yılında mezun olduğumda özel rehabilitasyon merkezinde aldığım maaşı şu an yeni mezun olmuş bir arkadaşım alamıyorsa yani, “9” yılda bir mesleğin ücretinde artış değil de azalma varsa orada bir problem var demektir. Ve bu durumda suçun hepimizde olduğunu düşünüyorum. “Ağlamayana meme yok.” Sözünün meslek bulmuş haliyiz. Kiminle konuşsam herkes şikayetçi, ama istisnasız herkes şikayetçi. Yapılan bir şey var mı? Ne yazık ki yok. Sadece konuşuyoruz. Durduğumuz yerden eleştiri yaparak ben hiçbir şeyin değiştiğini görmediğim. Uzaktan eleştirmek yerine içine girip değiştirmek lazım diye düşünüyorum. Her zaman her platformda mesleğimiz için mücadeleye devam…

Paylaşın, herkes okusun:
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir